26 Nisan 2009 Pazar

KÖFTECİ KOCA USTA - ESKİŞEHİR

Eskişehir turumuza devam ediyoruz. Eskişehir'in köftecilerinin en eski ve ünlülerinden bir tanesi olan Koca Usta'dayız. Koca Usta , tren garı bölgesinde yer almakta olup , 1955'te İlyas Kök tarafından kurulmuş ve günümüze kadar başarıyla gelmiş. Artık 3. kuşak olan Erol Kök tarafından işletilmekte. Köfteleri tamamen kendi üretimleri ve formülü sır gibi saklanmakta. İşlerinde ne kadar konsantre ve başarılı olduklarını anlamak için dükkana girmeniz yeterli. Bu minik dükkanda sadece köfteyle bu kadar yıl ayakta kalabilmek ve ününü korumak her babayiğidin harcı olmasa gerek.

Girişte sizi az sonra köftenizin pişeceği kömür ızgarası karşılamakta.

Köftemizi söyledik , ustamız ızgaraya attı , köftelere ekmekler de eşlik ediyor. Hiç aç olmasam bile bu manzara karşısında dayanmam zor!!

Masamıza geçtik. Masada bizi hafif acı biber turşusu bekliyor. Ama tüm iştahımı köfteye saklıyorum.
Ve köftelerim geldi. İtiraf etmek gerekirse tabak son derece sade ama kokusu dayanılmaz.

Köftelerin yanında domates ve soğan da geldi. Hafif kızarmış ekmek eşliğinde hepsini midemde birleştirdim!!
Şu anda bu sade ve küçük dükkanın nasıl olup ta 1955'ten beri süregeldiğini anlamış durumdayım dostlar. Bu konudaki düşüncem daha da kuvvetlendi. Siz iyi birşey yapıyorsanız , iyi bir lezzetiniz varsa , hizmetinizden ödün vermiyorsanız , insanlar mutlaka sizi buluyor ve bu noktada dükkanınızın yerinin , büyüklüğünün önemi kalmıyor.
Uzun lafın kısası ; Eskişehir'deyseniz sorun yok , dükkan sizin. Ama yolunuz Eskişehir'den geçerse , bence ufak bir mola verin ve bu lezzeti tadın. Pişman olmazsınız.
Köfteci Koca Usta
İstasyon Caddesi No:25 Eskişehir
Telefon : 222 - 231 25 26

19 Nisan 2009 Pazar

ÇİBÖREK EVİ - ESKİŞEHİR

Eskişehir benim için hep şaşırtıcı bir kent olmuştur. Burayı hiç bilmeyen birisi bile şehirde 1 saat dolaşsa size söyleyeceği ilk şey üniversitenin etkisi ve öğrenci nüfusu olacaktır. Benim kastettiğim şey tam olarak bu değil. Eskişehir'in aynı zamanda çok geniş bir yemek kültürü ve buna paralel olarak çok kaliteli restoranları var. Burada , bir çok şehrimizde göremeyeceğiniz kadar hayat var , enerji var , lezzet var. E doğal olarak lezzet neredeyse , Oburcan orada!! İçeri girin de keyfini beraberce sürelim...

Efendim Eskişehir dendiğinde ilk aklımıza gelen şeyin çiğ börek olacağından hareketle , Eskişehir turumuza güzel bir çiğ börekle başlamayı uygun buldum. Mekanımız Eskişehir Çibörek Evi , yazım hatası yok , çibörek. Eskişehir'in Bursa yolu çıkışında sol tarafta 7. kilometrede yer almakta.
Burası tatar mutfağı ile ünlüdür. Menüyü incelediğinizde neler varmış size söyleyeyim , çorbalardan sorpa ve kaşık börek. Etlerden et savutu , kol sarma , kökrek dolma , tatar tandır. Bunlara ilave olarak ızgara çeşitleri. Hamur işlerinde tabiki çibörek , sar burma , kavurma börek , göbete. Tatlı olarak Kırım baklavası ve katlama. Takdir edersiniz ki sıska!! Oburcan'ın bunların alayını tek seferde tatmasına ve siz sevgili dostlarına anlatmasına imkan yok. Bu nedenle lisedeki sınavlarda olduğu gibi bildiğimiz sorudan başlayalım , ben de bildiğim yemeklerden başlayacağım. Mekana geldik , bugün hava güzel , kapalı alan da ferah ama bahçe harika. Siparişimizi verdik , başladık beklemeye. Az sonra dilimlenmiş ekmekle beraber biber turşusu ve özel bir salça geldi. Bunlara dalıp kendinizi tıkamayın , aman!!
Önce meşhur çibörek. Tabakta 2 tane olduğuna bakmayın siz. Ben köfte de söylediğim için bunu az aldım. Normalde 1 porsiyonda 5 tane çibörek var ve fiyatı 5 TL. Bu fiyat Eskişehir için çibörekte biraz yüksek bir fiyat olmasına rağmen kalite sizi memnun edecektir. Çibörek rengi açık , kızartma olmasına rağmen hiç yağ çekmemiş , ağır gelmiyor.

Eskişehir'de çibörekten sonra çok rastlayacağınız 2. tür köftedir. Burada 50-60 yıllık köfteciler bulabilirsiniz. Sırada köfte var ama yalnız olmaz. Önce piyaz. Piyaz da sınıfı geçer. Malzemeler taze ve lezzetli.

Ve son nokta,köfte... Köfteler tombul köfte boyutunda , oldukça kalın ama tam kararında pişmiş. Lezzet ise tarif edilemez. Hafif bir İnegöl köfte tadı alınıyorsa da tam olarak İnegöl denemez. Yumuşacık ve içi çok sulu. Yanında ızgarada ısıtılmış ekmek dilimleriyle iyi gitti. Önce ekmeği bastırın köfteye , suyunun tadına bakın derim. Sadece bu köfte bile doyurucu , fiyatı 10 TL.


Tatlılardan bahsettik ama yine tatlıya yerimiz kalmadı. Onu da gelecek sefere tadacağız. Bu yemeklerin tamamı , yanında 1 kola ile birlikte 20 TL hesap geldi. Hak etti mi , hem de her kuruşunu. Ustaların ellerine sağlık.
Eskişehir Çibörek evi burada başladı ve şu anda 3. şubesini de açtı. Kalite ve lezzet her zaman halkımızdan takdir görüyor , işte kanıtı. Çok şanslısın Eskişehir , afiyet olsun.
Eskişehir Çibörek Evi
Bursa Yolu 7. km
Telefon : 222 - 315 03 76
Hasan Polatkan Bulvarı No:97
Telefon : 222 - 233 16 16
Kanatlı Alışveriş Merkezi
Kat:3 No:21
Telefon : 222 - 231 94 94

13 Nisan 2009 Pazartesi

ÇEŞNİ KONAĞI - 2. BÖLÜM

Az sonra göreceğiniz resimler %100 orijinaldir dostlar,sakın monitörünüzün ayarlarıyla oynamayınız. Veya photoshop hilesi falan gibi düşüncelere de kapılmayınız lütfen. Ankara'da mekanlar bitti , Oburcan 2. tura başladı diye düşünenleriniz olursa da teessüf ederim , alakası yok. Geçtiğimiz Cuma akşamı kalabalık bir aile yemeğimiz vardı ve Çeşni Konağı'nda yapalım dedik. İyi de etmişiz. Gördüğünüz resim tam 2 metre 75 santimetre boyunda bir Adana kebabına aittir ve Adanalı dostlar kusura bakmasın ama Adana'da yediğim kebapların alayına fark atar. Abartım mı? Hiç sanmıyorum.
Adana kebabını sevmeyenimiz yoktur ve heryerde kolayca bulunur. Ama herşeyde olduğu gibi kebabı da yerinde yemenin tadı başkadır. Geçtiğimiz yıllarda sık sık yaptığım Adana seyahatlerinde , Adana kazan Oburcan kepçe , şehrin her köşenindeki kebapçıları adım adım dolaştım. Ve de vardığım sonuç beni çok mutlu etmedi. Adana'da kebaplar fazla yağlı oluyor ve benim için etin tadını bile gölgeliyor. Her ne kadar da "yağsız yerinden olsun" deseniz de sonuç istenen ve beklenen seviyeye ulaşamıyor. Bu söylediklerimi yağlı yemeyi sevenler üzerine almayabilirler. Ama bence iyi bir kebapta sadece etin tadını almak gibisi yoktur , başka hiçbir malzeme bu tadın önüne geçmemeli , özellikle yağ.
Çeşni Konağı'nın kıymetli ustaları bence ideal ölçüyü ve lezzeti yakalamışlar. Klasik Adana kebabının lezzetini alırken , yağdan içiniz bayılmıyor. Eti yumuşacık ve leziz. Tabi burada sorun 2.75 metrelik kebabı bu ölçüdeki ocakta pişirdikten sonra , masada şişten çıkarmakta. Endişeye mahal yok , bunun da kolayı var. Etin üstü sıcak lavaşlarla kaplanır ve herkes önündeki parçayı tutar. Bu sırada ustamız da şişi etten çeker ve başarıyla çıkarır. Gerisi , gerisini anlatamayacağım , mis gibi et önümde , müsadenizle ...

5 Nisan 2009 Pazar

BUTCHA STEAK HOUSE - ANKARA

En sonunda Ankara beklediği ete kavuştu dostlar , hepimizin gözü aydın. Efendim sözünü ettiğimiz bu et kuru yaşlandırılmış sığır etidir(dry aged beef). Bu lezzeti tattığımız restorana girmeden önce kuru yaşlandırma olayına biraz değinmek istiyorum , çünkü bu kadar parayı neden verdiğini haklı olarak herkes merak.

Tahmin edebileceğiniz gibi Amerika'dan dünyaya yayılan bu teknik aslında oldukça maliyetli olduğu için kullanımı hep sınırlı kalmış. Temeli şu ; Et 2°C ısıda ve %86 nem oranı olan çok temiz, iyi havalandırılan ve kokusuz bir odada asılı olarak gözlem altında tutulur. Daha sıcak olursa et bozulabilir , 0ºC nin altında ise donar ve yaşlandırma durur. Yaşlandırma işlemiyle ette şöyle değişiklikler olur ; etin dışında enzimlerin oluşturduğu kahverengi bir tabaka oluşur. İçeride ise enzimler işine devam eder ve et bir miktar nem kaybeder ve hafifler. Bu etin tadının daha yoğunlaşmasını sağlar. Ayrıca geçen zamanla birlikte enzimler kasların içindeki bağ dokularını parçalar , ki bu da etin daha yumuşak hale gelmesini sağlar. Şimdi , et bekledi , biraz hafifledi. Dışındaki kahverengi kısmı kesince içeriden yine kıpkırmızı eti gördük. İşte bu et daha lezzetli ve yumuşak olan dinlendirilmiş ettir. Ve etin makbulu budur. Bu işi Türkiye ile tanıştıran ve yılın girişimcisi ödülünü alan sevgili Emre Mermer henüz Oburcan ile malesef tanışamadı ancak en kısa zamanda bu büyük buluşmayı gerçekleştireceğiz :) Emre Mermer'in İstanbul'da , Küçükarmutlu'da başlayan yolculuğu hızlanarak devam ediyor ve bu işi Türkiye'ye getiren adam olarak her türlü övgüyü hakediyor. Teşekkürler Emre Bey , tebrikler. ( Meraklıları için web adresini de verelim ; http://www.dukkanistanbul.com/ )

Bu lezzeti Ankara ile tanıştıran Osman Sungur , Ayhan Sevilir ve Şehmuz Acar'a da yeri gelmişken teşekkürlerimizi sunuyoruz. Butcha , Ankara'nın bu sıralar en gözde mekanı olan Çayyolu Park Caddesi'nde , Alımcı villalarından birinde açılmış. Girişte sizi uzun zamandır sessizce bekleyen etler karşılıyor.


Etlerin üzerinde tarihleri var , ne kadar zamandır beklediklerini görebiliyorsunuz. Etinizi buradan seçerek hazırlatabileceğiniz gibi , hazır olanları da mevcut. Bu dolapların yanında kasap kısmı yer alıyor. Burada evde tüketmek üzere de et alabiliyorsunuz.

Burada sucuk sosisten , kuru yaşlandırılmış etlere ve köftelere kadar her türlü et ve peynir çeşitleri mevcut. Kuru yaşlandırılmış etler deniz tuzu haricinde terbiye edilmiyor ancak arzu edene terbiyelenmiş kuzu sırtı da var.

Etimizi de seçtik , masamıza oturduk. Masada taze ekmek ve zeytinyağı ile yemeğe başladık. Ardından tulum peynirli yeşil salata aldık.

Malzemeler taze ve zengin. Yağı , sosu yerinde. Peyniri lezzetli. Salata sınıfı geçer ancak gözümüz yolda , heyecanla etlerimizi bekliyoruz!!!

Önce benim etim; ben pirzola istedim. Oldukça kilolu geldi , yaklaşık 400 gram kadar ,ızgara sebzeler ve kararbiber sosu eşliğinde. Şunu belirteyim , kömür ızgarasında pişmiş etin tadını çok yoğun hissediyorsunuz. Bu etlere neden terbiye yapılmıyor , şimdi daha net anlaşılıyor. Etin tadı o kadar baskın ki. Bir o kadar da sulu. Pirzolamın kalınlığı yaklaşık 2 cm olduğu için iyi pişmiş istedik , yurtdışında genelde bu kadar pişirilmez ama içinin de pişmesi için iyi pişirilmesini söylemenizde fayda var. Aksi halde içi kırmızı gelebilir!!

Sevgili eşim bonfileyi tercih etti, o da iyi pişmiş. Yanında Cafe de Paris sosu var ama bu eti sosla yemek haksızlık,yapmayın bunu.
Tatlıya geldik ancak Oburcan limiti doldurdu , yer kalmadığı için onu da başka zamana bıraktık ancak tatlı çeşitlerinin de zengin olduğunu söyleyebilirim. Şarap listesine gereken ilgiyi gösteremediğim için de kusura bakmayın lütfen. Gelecek sefer bunlar da kontrol listesinde olacak.

Dekorasyon çok başarılı. Restoranın sıcak bir havası var. Garsonlar kibar , ilgili ve bilgili. Ön tarafta bahçesi var, yaz aylarında bu bahçede yenecek akşam yemekleri çok keyifli olacak , bu kesin. Otopark sorunu da yok , vale hizmeti mevcut , arabanızla rahat rahat gelebilirsiniz.


Geldik hesap kısmına. Bu tür etlerde su kaybından ve etin dış kısmının kesilmesinden dolayı %30 civarında fire olduğu için fiyatlar da aynı oranda yüksek. Pirzola 35 TL , bonfile 28 TL. Meraklısına T-bone steak'te mevcut. Biz 2 biranın da katılımıyla toplamda 84 TL ödedik ve verdiğimiz parayı helal ederek çıktık.
Dediğim gibi , fiyatlar biraz yüksek olsa da etleri tadınca buna değdiğini göreceksiniz dostlar. Burayı ıskalamayın , etler yeterince beklemiş , daha fazla bekletmeyin!!!

Butcha Steak House
Dr.Ahmet Taner Kislali Cad.Alimci Park Villalari 15/2
Çayyolu - Ankara
Tel :312 - 241 45 43
http://www.butcha.com.tr/

31 Mart 2009 Salı

Şaban Usta'nın Kuzu Sırık Kebabı - Ankara

Bir blog oluşturma fikri aklıma ilk defa Şaban Usta'da yemek yerken gelmişti. Ankara'da ve başka illerde böyle yöresel olarak ünlü ve henüz keşfedilmemiş bir sürü yer var bildiğim. Neden bu yerleri başkalarıyla paylaşmayayım dedim kendi kendime.
Şaban Usta Çorum'un Osmancık ilçesinden. Zaten sırık kebabı da Osmancık'ın bir lezzetiymiş. Biraz da Sinop'un Boyabat ilçesinde bilinirmiş. Sırık kebabı kuzudan yapılıyor. Şaban ustamız kuzuları Adana'nın Tekir yaylasından getirtip , Ankara'da kendi çiftliğinde bir süre daha özel olarak besliyormuş. Kuzular da illaki kıvırcık kuzu cinsinden olurmuş.


Yerinin tarifi bile zor. Gitmek isteyenler için telefon numaralarını da veriyorum ki tarif alabilsinler. Çünkü tarifsiz bulunması oldukça zor. Ama gittiğinizde kapıdaki araba kalabalığından burasının bayağı ünlü bir yer olduğunu anlıyorsunuz.


Giriş kısmında ocak var. Zaten ocağı görünce insanın orada kalası geliyor , manzara o kadar müthiş ki ayrılamıyorsunuz. Sırığa takılmış kuzular odun ateşinde yavaş yavaş pişiyor. Bir kuzu yaklaşık 5 saatte pişiyor. Odun mutlaka çam ağacı olacak , bu şart.


Ocağın başından ayrılabildik , masamıza oturduk. 1 tabak çoban salata ve dilimlenmiş ekmek , etlerimiz gelene kadar bizi meşgul ediyor , ve...

Et dediğimiz şey işte budur dostlar. Bazılarınızdan duyar gibiyim , kuzu eti kokar , sevmem gibi lafları. Öyle demeden önce Şaban Usta'da bu tabağın tadına bakmanızı tavsiye ederim. Ağır odun ateşinde uzun süre pişince ette ne koku , ne lif , hiçbir şey kalmıyor. Sadece tadına varın. Afiyet olsun. Serviste bıçak gelmiyor ama isterseniz getiriyorlar. Yine de benim tavsiyem 1 parça ekmeği bıçak niyetine kullanmanız , sonunda etin suyuyla ıslanan ekmeği de etlerin yanına göndermeniz. Eğer öğleden sonra kalabalıklar arasında işiniz olmayacaksa soğan da isteyebilirsiniz. Yemeğin ardından masaya seramik semaver içinde çayınız geliyor. Böyle bir yemeğin ardından çay çok iyi gidiyor. Geldik hesap kısmına. Etin kilosu 34 TL. Söylemedi demeyin , öyle 100 gram falan kesmiyor. 250-300 gram civarı rahat gidiyor , iddialı arkadaşlar 500 grama kadar çıkabiliyor. Şaban Usta tatil yapmıyor , Pazar günleri dahil hergün 11'den 21'e kadar açık. Ama akşam gidecekseniz rezervasyon şart. Et kalmamış olabiliyor. Burada etler ertesi güne bırakılmıyor , tamamen günlük olarak tüketiliyor.
Birçoğunuz burayı ilk defa duydunuz biliyorum ama eğer kuzu etini seviyorsanız Şaban Usta'yı ıskalamayın derim. Teşekkürlerinizi bildirirseniz sevinirim.

Şaban Sarı
Şehit Kubilay Mahallesi Selim Caddesi No:70 Yükseltepe
Telefon : 535-452 92 81 312-330 45 53

29 Mart 2009 Pazar

Oburcan Sofrası

Siz benim sürekli biryerlerde gezerek oradan buradan haberler vermeme bakıp yanılmayın dostlar , aslında tam bir ev kuşuyumdur. Oburcan ve eşi , çevrelerinde bilhassa maç akşamları mangal partileri ile tanınır. Dün , İspanya-Türkiye maçını fırsat bilerek böyle bir gece yaşadık. Müsadenizle bu geceden birkaç kareyi sizlerle paylaşmak isterim. Yeri gelmişken , bloglarını kıskanarak takip ettiğim bazı arkadaşların affına sığınarak , 1-2 yemek tarifini de araya sıkıştıracağım.



Efendim gecenin başında soframızdan ancak 1 kare alabildim , sonrası malum , misafir , servis derken dağıldık gittik. Başlangıç olarak masamızda peynir tabağı , ekmekli ve tavuklu meze , yeşil salata , çiğ köfte , yaprak sarma , yoğurtlu mantar salatası , peynir dolgulu kırmızı biber ve meksika salatası mevcut.

Meksika salatası en basit ama en lezzetli tariflerden bir tanesi. Meksika fasülyesi marketlerde konserve olarak satılmakta. Yıkanıp hazırlanan fasülyeye maydanoz,dereotu,mısır eklenir. Tuz , limon ve zeytinyağı takviyesi ile ortaya son derece sağlıklı ve lezzetli bir meze çıkıyor. İsteyen üstüne baharatlı mısır cipsi parçaları serpebilir,yakışır.

Bence gecenin yıldızı kırmızı biberdi. Kırmızı biberler ocakta közlendi. Tam yağlı beyaz peynir zeytinyağı , az limon suyu , sarımsak ve ince öğütülmüş cevizle krem kıvamına gelene kadar karıştırıldı ve kırmızı biberlerin içine kondu. Biberler taze soğanla bağlandı ve sofraya...

Ve ateş yandı , kora döndü , verdik köftelerimizi ateşe. Ateşten sıçrayan kıvılcımlar ellerimizi yaksa da , cızırdayan köfteyi beklemek daha çok acıtıyor!!


Sıra bonfilede. Ben mangalda et yaparken 2 türden birisini seçerim. Ya etleri hiç marine etmeden sadece kendi lezzetlerini almaya çalışırım. Veya özel bir marineyle(sırrı bende saklı!) tadını zenginleştiririm. Bu gece etler bol soslu , iyi marine edilmiş.
Mangal görevim bittiğine göre artık sofraya dönüp yemeklerin tadını çıkarabilirim , zaten bu sırada maç saati yaklaştı.
Gecenin sonu , övünmek gibi olmasın ama herşey lezizdi. Sanırım misafirlerimiz de memnun kaldılar ama milli takım bizi üzdü ve Madrid'de 1-0 yenildik. Neyse , moralimizi bozmadık , Çarşamba İstanbul'da rövanş var , alırız. Bakarsınız Oburcan İstanbul'dan çıkar , milli takıma destek için tabi , yemek bahane :)

28 Mart 2009 Cumartesi

Home Store Café - Ankara

Ankara'nın tartışmasız en büyük ve en kalabalık alışveriş merkezi Ankamall'da gezmekten sıkılıp , mideniz size açlık sinyalleri göndermeye başladığında en şık alternatifiniz Home Store Café'dir. Ferah dekoru ve manzarası ile sadece dinlenmek ve birşeyler içmek için bile size istediğinizi fazlasıyla verecektir. Ama bizim konumuz yemekler olduğu için bu kısımları size bırakıyorum. Yiyecek alternatifleri oldukça fazla. Başlangıçlar , salatalar , pizzalar , burgerler , et , tavuk ve balık çeşitleri ve tabi tatlılar. Alkollü içecekler de servis edilmekte. Bizim için de en zor olan kısım bu zengin menüden seçim yapmaktı. Biraz zorlanarakta olsa kararımızı verdik. Siparişimiz alındıktan sonra zeytinyağı , peynir , zeytin ve cherry domates yanında sıcak ekmekle servis yapıldı. İtiraf etmem lazım ki , bir restoranda yemeye karar vermemde benim için çok önemli bir kısım , bu yemek öncesi gelenlerdir. Çünkü acıkmış , yorulmuş bir halde oturup , siparişini verdikten yemek gelene kadar olan zaman geçmek bilmez. Bu tip ufak tabaklar hem açlığı bastırır,hem de yemeğiniz gelene kadar zaman geçer. Home Store Café'de özellikle zeytinyağı kalitesinin çok üst düzeyde olduğunu vurgulamam şart!!

Taze ekmek ve halis sızma zeytinyağı ile açlığımızı hafiften bastırdıktan sonra başlangıç olarak söylediğimiz ızgara kalamar geldi. Taze otlar üzerinde servis edilen kalamar , renginden de anlaşılacağı gibi temiz bir yağda ve tam kıvamında kızartılmış. Yanında hafif dereotlu sosu da olmazsa olmazı.



Ana yemek olarak acılı tavuk aldım. Tavuk budundan kuşbaşı kesilen parçalar , meksika fasülyesi , jalapeno biber ve arpacık soğanla pişirilmiş. Yemek tam istediğim gibi , hafif acı. Yanında sebzeli ve kremalı noodle. Üstünde biberiye dalı dekoruyla kusursuz diyebilirim.
Eşim bu akşam için ılık tavuk salatası tercih etti. Taze yeşillikler , cherry domates , badem ve tavuk parçaları birbiriyle çok uyumlu. Benim için bir restoranın lezzet değerlendirmesinde en önemli kriterlerden bir tanesi salata malzemelerinin tazeliğidir. Ve bu salata gerçekten taze.

Bu kadar yemeğin üstüne çok fazla yerimiz kalmasa da ikram olarak gönderilen meyve ve tatlı tabağına ilgi göstermemek olmaz!! Resim aşağıda , çok fazla söze gerek yok sanırım. Yapanların ellerine sağlık.

Yemeğimizi ve tatlımızı yedik , çayımızı içtik. Geldik hesap kısmına. Başlangıçlar 6-15 TL arasında , bizim kalamar tava 14 TL. Pizzalar 12-16 TL , tavuk yemekleri 14-18 TL , et yemekleri de 20-25 TL arasında. Biz 1 başlangıç , 1 salata , 1 ana yemek ve 2 kadeh şarap için 62 TL ödedik. Bu kalite ve lezzet için normal bir fiyat olduğunu düşünüyorum. Gideceklere şimdiden afiyet olsun.
Home Store Café -Ankamall
Telefon : 312 - 541 26 26



21 Mart 2009 Cumartesi

Çeşni Konağı - Ankara























Bu yazıyı dikkatli okumanızı rica ediyorum dostlar. Uzun zamandır böyle lezzetli yemek yediğimi hatırlamıyorum. Keçiören'de yer alan Çeşni Konağı binaya yaklaşırken heybetli görüntüsü ile sizi ilk dakikada etkiliyor. Burası Keçiören Belediyesi tarafından geleneksel Ankara evi mimarisinde yaptırılmış bir konak ama ihtişamıyla insan kendini saraya girer gibi hissediyor. Ama önce yol tarifinden başlamakta fayda var. Havaalanı'na doğru giderken Altınpark'ı geçtikten sonra az ileride yeni yapılmış bir köprü var. Bu köprüden Keçiören yönüne döndüğünüz zaman 200 metre ötede görülmemesi imkansız bir şekilde karşınıza çıkacaktır. Çeşni Konağı 2008'in Eylül ayında açılmış ve Ankara'nın en önemli şeflerinin danışmanlığında geleneksel Türk ve Osmanlı mutfağı yemeklerini modern sunumlarla biz Ankara'lıların beğenisine sunmuş. Bina 2 katlı , alt kat çok geniş bir salondan oluşuyor ve 700 kişiye kadar hizmet verebiliyor. Hatta düğün bile yapılabiliyor. Üst kat 1 büyük sofa ve küçük salonlardan oluşuyor. Bu salonlarda 6 kişiden 25-30 kişilik gruplara kadar hizmet veriyor. Bahçesi ise 12 dönüm. Onu da yakın zamanda havaların ısınmasıyla birlikte test edeceğiz. Yemeklere dönecek olursak , bütün o görkemli bina,mimari vs. herşeyi unutturacak kadar başarılı. Osmanlı yemekleri ve kebaplar , klasik tatları değiştirilmeden yepyeni sunumlarıyla aklınızı başınızdan alacak cinsten. Masamıza öncelikle bal,kaymak,tahin pekmez,tulum peyniri ve tereyağı , sıcak pide eşliğinde geldi. Yanında Osmanlı şerbeti,vay be bu şerbet harika birşeymiş!! Bu aşamada dikkatli olmanızda fayda var, buharı tüten sıcak pidenin kokusuna kapılıp karnınızı doyurmayın çünkü arkası çok sağlam geliyor. Tatlıya gelince tıkanmak çok olası. Ardından salata , beğendi , humus , ızgarada hafif pişirilmiş nar ekşili arpacık soğan ve sarımsak geliyor. Beğendinin üzerinde küçük kavurma parçaları inanılmaz lezzetli. Ana yemek olarak tercihimiz çoban kavurma , dana külbastı , patlıcanlı ve yoğurtlu kebap oldu. İyi bir etin yemeğe ne kadar lezzet kattığını çok iyi bilen Oburcan itiraf eder ki ; bu etler iyiden de iyi. Çoban kavurma altında ocağı ile masanızda her daim sıcak. Külbastının altında yer alan yoğurtlu patlıcan leziz. Tatlılara geldik , içinde keçi sütünden yapılmış dondurma bulunan irmik helvası benden 10 tam puan aldı. Resme dikkatinizi çekerim,yanında bulunan şekil tabakta desen değil , çikolata ve meyvelerden yapılmış. Ne sunum ama!!! Karışık Türk tatlıları tabağında kıtır kabak tatlısı , tavuk göğsü , şekerpare ve ayva tatlısı var. Her biri tek başına yendiğinde eminim aynı zevki verebilir veya ben hala irmik helvasında takılı kaldım,anlayamadım. Üstüne yine özel sunumuyla Türk kahvesi ve yanında lokum. Fiyatlar , lezzetler yanında ufak. Ana yemekler 14-16 TL , tatlılar 6-8 TL. Evet dostlar , sözün bittiği yerdeyiz. Bu kadar yazının üstüne daha fazla söze gerek yok. Cumartesi ve Pazar sabahları açık büfe brunch olduğunu da ekleyelim, tabi köy kahvaltısı tadında. Emeği geçen herkesin eline sağlık , sağolun , varolun. Ve sen Ankara , haydi koş Çeşni Konağı'na!!!!

Hasköy Mahallesi Üçpınar Caddesi No:29/A Keçiören Ankara
Telefon : 312 316 9 316

Kardelen Canlı Balık & Izgara - Ankara












Yine mi balık , hem de Ankara'da dediğinizi duyar gibiyim ama bir dakika izin verin anlatayım. Ankara'lılar der ki , balığın iyisi Ankara'da yenir. Bunun muhtelif sebepleri vardır,büyük bir şehir olması , diplomasi ve bürokrasinin merkezi olması vs. Ama Kardelen'in hikayesi farklı. Burada yiyeceğiniz balığı Türkiye'nin başka bir yerinde bulma ihtimaliniz gerçekten yok,alabalık için konuşuyorum. Çünkü üretilen balığın tamamı ihraç ediliyor,çok az bir kısmı Kardelen'de balıkseverlerin beğenisine sunuluyor. Eskişehir yolunda ODTÜ kavşağından sağa sapıp Anadolu bulvarına girin ve dümdüz devam edin. Gimat'ı geçtikten sonra ileride yeni yapılan köprüden geçmeden sağdan devam edin ve köprünü altından sola dönün. İleride tabelalar size yol gösterecektir. Şehir merkezine çok yakın olmamakla birlikte özellikle öğlen saatlerinde firma çalışanlarının yoğun ilgisini göreceksiniz. İnsan ilk gittiğinde böyle bir yer varmış,bu kadar insan biliyormuş ta benim nasıl haberim olmamış demeden edemiyor. Balık çeşitleri ile başlayan Kardelen yakın zamanda menüsüne Karadeniz pidesini de katmış ancak onu bu sefer deneyemedik. Mevsim balıklarını bulabileceğiniz gibi , buranın esas özelliği alabalığı. Kayseri'de bir çiftlikte üretilen alabalıklar ihraç ediliyor. İşletme sahibinin arkadaşı olması nedeniyle Türkiye'de sadece buraya alabalık veriliyormuş. Alabalığı ızgara ve kiremitte denedik,çok lezzetliydi. İnsan gerçekten balık lezzetini alıyor. Kiremitte biraz ağır olduğunu belirtmekte fayda var. Balık çorbası,salata ve kiremitte gelen domates,soğan ve mantar üçlemesi de tadınıza tad katacak cinstendi. Doğal olarak tüm bunları yedikten sonra tatlıya yerimiz kalmadı. Oburcan olsam da obezcan değilim ve olmaya niyetim yok :) Haftasonları aile yemekleri için ideal. Çok geniş ve ağaçlı bir bahçesi mevcut. Önümüz ilkbahar , deneyelim,görelim...
Alınteri Bulvarı 69.Sokak No:5 Ostim (Petrol Ofisi arkası)
Telefon : 312 386 24 48

13 Mart 2009 Cuma

Kara Bayram'ın Yeri - Rize













Yine mi balık dediğinizi duyar gibiyim. Ama bu balık gerçekten başka balık dostlar. Az sonra okuyacaklarınızı daha bir dikkatli okumanızı ve burayı mutlaka aklınızın bir köşesine yazmanızı öneriyorum. Gerisini siz bilirsiniz ama inanın bana Oburcan'a teşekkür edersiniz. Bayram Kalafat abimiz Rize'nin Gündoğdu beldesinde deniz kıyısında ,resimde de göreceğiniz gibi küçük bir barakada hayatını sürdürürken, diğer yandan da bu mekanda damak çatlatan tatlara imza atıyor. Yaklaşık 20 yıldır burada ve balık konusunda eli öpülesi bir şahsiyet. Bize ilk olarak havyarlı türlü ikram etti. Havyarlı nasıl olur , nasıl olmaz derken bakmışız ki tabağımızı ekmekle sıyırıyoruz. Üstüne salata ile mezgit ve istavrit tava yedik. Mevsimine bağlı olarak mavruşgil , kalkan , mezgit , palamut , hamsi vs. bulunabiliyormuş ancak öğrendiğimize göre tarifi kendisinde saklı bir balık çorbası ve balıklı çiğ köftesi varmış. Hatta balık çorbasının namını duyan İstanbul'un 5 yıldızlı otellerinden birisinden yetkilinin geldiği de olmuş. Bunları yememiz bugün kısmet olmadı ancak gelecek sefer için sözünü aldık. Balığınızı yerken Kara Bayram'ın sohbeti de size eşlik ediyor ama sizi uyarıyorum , bu kadar gülerken yemek biraz zor!! Unutmadan söyleyeyim , rica edin , mutlaka Anıtkabir ziyaretini kendisinden dinleyin , bayılacaksınız. Burasını Oburcan'a tavsiye eden gazeteci dostumuz Abdurrahman bey'e de teşekkürlerimi sunarım. Kara Bayram size ulaşmak istemiş ancak ulaşamamış,size bildirmemi istedi. Tekrar teşekkürler...


ShareThis

Related Posts with Thumbnails