19 Ocak 2011 Çarşamba

TARİHİ KALE DÖNER KÖFTE - ANKARA

Bir arkadaşımın tavsiyesiyle Balgat'ta Tarihi Kale Döner'deyim. Tarihi ifadesi nereden geliyor , kaç yıllıktır bilmiyorum. Bilen varsa paylaşsın bir zahmet çünkü merak ettim.    
Kale'de döner kömür ateşinde yapılıyor. Denemek için bir sebep daha.
Tek başımayım. 1 porsiyon döner istedim. Az sonra masamda. Dönerin yanında gelen pide ısıtılmış , bu güzel. İçindeki yağ miktarı da orta seviyede , ne az , ne çok. Lezzeti açıkçası beklentimin biraz altında. Kömür ateşinde pişen döner biraz daha lezzetli olmalı diye düşünüyorum.                                                    

Döner'den sonra yarım porsiyon köfte istiyorum. Köfte iyi pişirilmiş , içi sulu kalmış. Köfte dönere göre çok daha ileride. Baharatı az ama soğanı biraz fazla. Yine de genel olarak başarılı. Bu da ızgarada kömür ateşinde pişmiş. Köftede bu lezzet daha net alınıyor.


Kale'nin köftesini oldukça beğendim. Döner ve köfte dışında tencere yemekleri de mevcut. Girişte yer alan tezgahta görebiliyorsunuz. Fiyatlar ortalama seviyede. İçecek dahil 14 TL ödedim. Lakin Balgat gibi restoran rekabetinin , hele ki ızgara et ve köftede , çok yoğun yaşandığı bir bölgede Kale'nin işi kolay değil. Kendilerine başarılar diliyorum.

Tarihi Kale Döner Köfte
Ziyabey Caddesi No:26/1
Balgat  Ankara
Telefon : 312 - 285 35 80

17 Ocak 2011 Pazartesi

ÖZÇELİK ASPAVA - ANKARA

Başlığı okuduğu anda bazılarının içinde kıpırtılar olduğuna eminim. Ankara'yı hiç bilmeyen birisi bile Ankara'da Aspava kültürünün ne olduğu hakkında bir fikri vardır. Aspava'nın açılımı konusundaki efsane şöyle olduğu yönündedir : Allah Sağlık Para Aşk Versin Amin veya Allah Sağlık Para Afiyet Versin Amin.
İşte o kültürü yaratan yer burası , Küçükesat Hassas Bölge'nin arkasındaki Özçelik Aspava. Kuruluşunun 1985 olduğunu okudum. Benim ise Özçelik Aspava ile tanışmam 1990 yılı. Üniversite devam ederken sabahladığımız gecelerin ortasında veya vakit geceyarısını geçtiğinde bar çıkışı mideler kazınırken Aspava'ya uğranır ve karınlar iyice doyurulurdu. İçeride hiç değişmeyen ritüel : önden cacık , salata ve soslu patates kızartması , sonrasında soslu soğanlı dürüm. Yemek sonrasında garsonunuz yeleğinin cebinden çıkardığı Tekel 2000 sigarası ikram ederdi. Sonraları sigara Marlboro oldu. Şimdilerde ise tamamen ortadan kalkmış , iyi olmuş.
Uzun zaman sonra tekrar Özçelik Aspava'dayım. Pek değişiklik olmamış. Sadece eskiden bahçe olan yer camekanla kapanmış , iç mekan haline gelmiş.
Menü oldukça geniş. Benim her daim favorim soslu soğanlı dürüm , zaman zaman da kiremitte köfte.

Sıralama değişmemiş. Cacık ile başlıyoruz. Su kıvamında cacık yine de tatlı geliyor!!!

Aradan geçen zaman içinde salata oldukça gelişmiş , zenginleşmiş. Nar ekşili ve çilekli salata çok başarılı. Çilek çok yakışmış.

Soslu patates kızartması vasat. Yine de yetmedi , 2. tabak istendi.

Ve Aspava klasiği soslu soğanlı dürüm. 1 porsiyonu bile oldukça doyurucu. Dönerin kokusu içeri ilk girdiğiniz anda burnunuza geliyor. Lavaşlar incecik. Sosa bulanmış et çok lezzetli.




Özçelik Aspava'da sadece döner yok elbette. Bildiğim kadarıyla pide çeşitleri ve lahmacun da gayet lezzetlidir. Yine de tekrar denemekte fayda var. 20 yıl sonra yine aynı yerde yemek yiyerek aynı keyfi almak çok güzel. Eski arkadaşları hatırlamak ve bu vesile ile aramak ,  tekrar seslerini duymak tarifsiz. Nice yıllara Özçelik Aspava.

Özçelik Aspava
Belligün Caddesi No:10/H
Küçükesat  Ankara
Telefon : 312 - 436 91 39

15 Ocak 2011 Cumartesi

ÖZDEMİR KASABI - TRABZON

Et konusuna girildiğinde "dağlarda kekikle beslenen hayvanların eti kekik kokar" şeklinde artık klasikleşen bir ifade vardır. Zannedersiniz ki yurdumuzun bütün dağlarında sadece kekik yetişir , kalan yerler çalı çırpıdır. Durum böyle değil tabi , dağlardaki tüm bitki örtüsünü de kekiğe indirgemek de doğru değil. Yine de yazanların ellerine sağlık diyerek bu konuyu bağlayalım.
Karadeniz bölgesi zengin bitki örtüsünden dolayı hayvancılık için çok uygun bir bölge. Özellikle Giresun-Trabzon arasında yetişen hayvanların eti meşhur. Yol boyunca göreceğiniz kasaplardan et alabilir , dilerseniz oracıkta mangal da yapabilirsiniz. Yol kenarında dumanı tüten mangalları gördüğünüz an tamamdır , işte orası.
Özdemir kasabı Trabzon'un en ünlü kasaplarından , hatta arkadaşım Gökhan'a göre en ünlüsü. Adı üstünde kasap. Lakin dükkanın önünde sürekli yanan bir mangal , üstünde bir parça kuyruk yağı sayesinde yayılan koku ve duman sayesinde lokanta sinyalini alıyorsunuz!!!
Çok büyük olmayan iç mekanda duvarlarda Trabzon geleneği olarak Trabzonspor bayrakları asılı. Trabzon'un başka hiçbir yerde olmayan bu özelliğini seviyorum. Burada herkes Tranzonspor taraftarı , ama herkes.   3 büyükler giremez!!!
Salata ile başlıyoruz. Bu bölgenin klasik salatası. Çok güzel.

Etimiz kuzu pirzola , kalem pirzola tabir ediliyor. Rengi ve görüntüsü zaten kendisini anlatıyor. Kekik görünmüyor ama içi kekik dolu :) Şaka bir yana , hiç soslanmamış etin sade tadı gerçekten olağanüstü. Yeri gelmişken bu etin en lezzetli yerinin alt tarafta kemiğe en yakın yerdeki yağ ve et karışımının olduğunu belirtelim!!

Özdemir kasabında bu et tecrübesi yaşamaya değer. Yolu düşen herkese tavsiye ederim. Salata ve 1 kilo pirzola için ödediğimiz ücret 45 TL.

Özdemir Kasabı
Şana Mevkii
Yomra  Trabzon
Telefon : 463 - 341 20 45
http://www.ozdemirkasabi.com/

SEYRANTEPE TESİSLERİ - AKÇAABAT - TRABZON

Seyrantepe Tesisleri yaklaşık 9 ay önce açılmış. Akçaabat'ın tepelerine doğru 2 km. kadar gittiğinizde karşınıza çıkıyor. Olağanüstü manzarası ile insanın aklını başından alacak yerlerden.  Geniş bir alan üstüne kurulmuş 1 bina ve bahçesine aralıklarla yerleştirilmiş kamelyalardan oluşuyor.   


Menüde yöresel ne arasanız var. Akçaabat köfte , et , balık. Ancak biz kahvaltı için buradayız. Trabzon'da kahvaltı dendiği vakit akla ilk gelen şey doğal olarak tereyağı. Bölgede birbirinden güzel tereyağları yapılmakta. Tuzlu , tuzsuz ne ararsanız. Vakfıkebir ekmeğine bu güzel tereyağını sürerek başlıyoruz.

Tam yağlı beyaz peynir bence kahvaltının en güzel malzemelerinden biriydi. Ekmeğin üstüne krem peynir gibi sürülecek kıvamı ve tadı mest etti.

Bu bölge bir zeytin bölgesi olmamasına rağmen zeytinleri de başarılı. Özellikle siyah zeytin.

Domates ve salatalık kahvaltıda şart ancak bu sene domatesin başına gelenler malum , iyisi ateş pahası , bu tabak vasat.

İlginç bir baldı. Tahminimce kestane balı. Hafif acımsı tadını ben çok beğendim.

Bu kahvaltının peynirle birlikte diğer yıldızı da çilek reçeliydi. Rengi bildiğimiz çilek reçeline göre oldukça açık olmasına rağmen tadı muhteşemdi. Özelliği bu bölgenin dağ çileğinden yapılmasıymış. Dağ çileğinin rengi biraz daha açık olurmuş efendim. Bence Trabzon'da çilek reçeli kesinlikle aranmalı!!

Kaygana bu bölgede günün her öğününde yenir. Eski yazılarımdan hatırlayanlar olacaktır , ben pek sevmem. Sevmem derken çok özel bir lezzet bulmadığım için tercih etmiyorum. Bunun da tadına baktım ama masada yenecek çok daha lezzetli alternatifler var.

İşte tereyağlı yumurta. Tadı tarifsiz. O güzelim tereyağla yapılan yumurta herşeye bedel.

Ve kuymak. Tereyağı , mısır unu ve peynirin harika birlikteliği. Hiç çatal kaşık kullanmadan ekmekle yenir. Çekerken tabaktan ağzınıza kadar uzaması ise makbuldür!!

Ve bitişte illa ki helva.

Yöresel ürünlerden oluşan harika bir kahvaltı yaptık. En çok aklımda kalanlar ise beyaz peynir , çilek reçeli ve yumurta oldu. Ve kahve ikramı ile kahvaltımızı tamamladık.
Yerinin zorluğu konusunda ciddi endişelerim olsa da bilhassa haftasonları kahvaltılarda tamamen dolması beni sevindirdi açıkçası. Tesisin temizliği , servis hızı , malzeme kalitesi gibi önemli konularda sıkıntı olmaması da ilerisi için ümit verdi. En kısa zamanda diğer lezzetlerini denemek üzere tekrar gelmek gerek. Kahvaltı kişi başı 10 TL.

Seyrantepe Tesisleri
Sarıtaş Mahallesi
Çamlık Sokak No:61
Akçaabat Trabzon
Telefon : 462 - 228 28 17

14 Ocak 2011 Cuma

D... BALIK - TRABZON

Şaşırdınız mı? Olabilir. Trabzon'dayım. Bugüne kadar bu civarda geldiğim en özgün mekanı buldum. Adı bende saklı ve yazmaya hiç niyetim yok. Sebebi şu : işletme sahibi ile konuştuğumda işlerinden çok memnun olduğunu , müşteri kitlesinin Trabzon'un önde gelen kişilerinden oluştuğunu , yoldan görüp gelenlerden oluşan  gel geç müşteri istemediğini belirtti. Sırf bu nedenle tabela bile asmamış. "İşler çoğalırsa bu kaliteyi yakalayamayız" diyor. Her kelimesine , her harfine katıldığım bu görüşlerin doğrultusunda bütün gün burayı yazmak ve yazmamak arasında gittim geldim. Sonunda böylesi bir yeri isimsiz olarak  yazmaya karar verdim.
Mekanımız Trabzon il sınırları içinde tam bir aile işletmesi. Oldukça küçük bir yer. Kuzineyle ısınıyor. Alçak masalar ve taburelerde oturuyorsunuz.

Çay yavaş yavaş demlenirken altta pişen patateslerle başlamak istedik.

Bir yandan sıcak patatesleri ellerimiz yana yana soyarken diğer yandan siparişimizi verdik. Önce ekmek , doğal olarak mısır ve köy ekmeği.

Bu harika turşu kendi imalatları.

Salata Karadeniz bölgesine özgü tipik salata. Malzemeleri çok taze. Trabzon seyahatlerim sayesinde bu salatanın tutkunu oldum.

Gelelim balıklara. Balıklar taptaze , sabah yakalanmış. Ne tavsiye edersiniz diye sorduğumuzda çok net bir cevap aldık , iskorpit buğulama. Tereddütsüz söyledik , yanında benim olmazsa olmazım Karadeniz mezgit tava. İskorpit buğulamayı ilk defa yedim. Görüntüsü ve kokusu ilk anda aklımı başımdan almaya yetti zaten. Lezzeti ise tarifsiz. Soslu balık sevenler için ideal. Ekmeğimi sosa bandıra bandıra yiyorum. Bu arada sosun tarifini almayı ihmal etmedim. Aslında malzemeler basit , domates , yeşil biber , az sarımsak ve pul biber , üstüne de maydanoz. Bu kadar standart malzemeden böylesi bir lezzetin çıkması inanılır gibi değil. İskorpitin lezzeti de kendisini göstermiş , sosun içinde kaybolmamış. Sosun kıvamı , tadı , acısı , herşeyiyle enfes. Son zamanlarda yediğim en harika balıktır kendisi.

Karadeniz mezgitin bende yeri başka. Mezgitler oldukça iri. En son Ankara'da yediğim mezgitlerin tam 2 katı!! Kızartması çok iyi , balıkların dışı çıtır , içi sulu kalmış.

Balıkların ardından kabak tatlısı geldi ama ne tatlı!!! Bu tatlı da işletmenin kendi imalatı ve tadı muazzam!! Ağızda dağılan ve şekerden içinizi baymayan bir tadı var. Kabak tatlısı işte budur!!

Blog yazarlığının en keyifli yanı güzel yerler keşfederek bunu insanlarla paylaşmanız. Hele ki sizin tavsiyeniz üzerine gidenlerin beğeni dolu yorumlarını okumanın hazzı bambaşka. Lakin bugün  burası için bir istisna yapıyorum , biraz bencilce olabilir ama işletmenin ismini kendime saklıyorum. Tekrar belirtecek olursam böyle yazma sebebim bencilce bir düşünceden değil , tamamen işletmenin kalite anlayışına duyduğum saygıdan ötürüdür. Böyle bilinmesini rica ederim. Beni bu  olağanüstü mekanla tanıştıran sevgili arkadaşım Arda'ya sevgilerimi sunarım.

12 Ocak 2011 Çarşamba

HANIMAĞA KABURGA SOFRASI - ANKARA

Benim için uzun sayılabilecek bir ara nedeniyle özür dileyerek başlamak istiyorum. Elde olmayan sebeplerle kısa bir mola vermek durumunda kaldım. Bu dönemde arayan , yazan , soran dostlara teşekkürler.  Ama belirtmeden geçemeyeceğim : her zaman haftada 5 yazı çıkaracak ne iştahım , ne kaynağım , ne param , ne de niyetim var!!
Konumuza dönelim. Yöresel mutfaklar her zaman ilgimi çekmiştir. Ankara'da Malatya yemekleri yapan bir yer açıldığını duyduğumda gitmeye karar vermiştim. Her ne kadar Malatya'ya hiç yolum düşmediyse de lezzetinden sual olunmayacağını düşündüğüm Malatya mutfağını denemekte fayda gördüm. Ne de olsa her yöre bir renktir.
Balgat Cevizlidere'de geniş bir mekanda açılan Hanımağa Kaburga Sofrası güzel bir yer olmuş. İçerisi geniş ve aydınlık , masalar rahat.
Genelde girişte yer alan tezgah , bir zorunluluk nedeniyle olsa gerek , arka tarafta. Yemekleri tek tek incelemek mümkün. Menüde kağıt kebabı , tavuklu kağıt kebabı , kavurma , patlıcanlı ve domatesli kebap , kaburga dolması var. Yanında iç pilav ve bulgur veriliyor.   


Kaburga dolmasına özel yer açmak gerekiyor. İşletmenin en iddialı yemeği. Kaburga dolması sadece Malatya'da değil , Güneydoğu Anadolu bölgesinin pek çok yerinde yapılır , hepsini de severiz :) Etler üstünde gördüğünüz yağlarla birlikte pişiyor , bu yağın ete ne kadar tat verdiğini söylemeye gerek yok tabi!!! Lakin servis sırasında bu yağ etin üstünden alınıyor.

Yemeğimizi seçtikten sonra masaya geçtik. Öncüler geldi. Tarator süzme yoğurtla yapılmış , kıvamlı ve lezzetli.

Salata da ortalamanın üstünde.

Yöresel mutfak dendiği için önce Analı kızlı çorba ile başlayalım istedik. Bu çorba içinde içli köfteler ve içli köftenin dış malzemesinden yapılan minik bulgur köfteleri bulunuyor. İçli köfteler anayı , minik köfteler kızı temsil ediyor. İçli köfte harika. Çorba olarak daha kuvvetli bir lezzet olabilirdi ama yine de zengin iç malzemesiyle denenmesi gerekir.

Domatesli kebap kuzu etinden yapılmış , yanında iç pilav ile servis ediliyor. Domates , biber ve baharatla birlikte pişen kuzu eti harika. Ağızda dağılan yumuşacık eti unutmak uzun zaman alacak!!!

Diğer yemeğimiz patlıcanlı kebap. Etin patlıcan ile olan birlikteliğini her zaman sevmişimdir. Patlıcanlı kebap tahmin ettiğim gibi gayet lezzetli. Yanında gelen iç pilavın malzemesi çok. Lezzet olarak pirinç pilavından çok daha zengin.

Ve Kaburga dolması. Ağır ağır pişen kuzu etinin tadı beni benden aldı. Özel sunumuyla mideye olduğu kadar göze de hitap eden bir tabak.

Bu güzel yemeklerden sonra tatlı ile bitmeyen bir yemek düşünülemez. Ev yapımı baklava istiyoruz. Ev yapımı olduğu belli ancak tereyağından olduğunu düşündüğüm zayıf bir tadı var. Yine de baklavadır işte diyoruz ve yiyoruz.

Yemeğimizi ikram edilen çayın yanında kuru üzüm ve kayısı çekirdeği:)  ile bitiriyoruz. Hanımağa Kaburga Sofrası'nın girişinde satılan yöresel ürünlerden alabileceğinizi de belirtelim.

Burasının başkentte yaşayan Malatyalıların uğrak yeri olacağı kesin. Bunun yanında Ankaralılar da sevecekler. Fiyatlar şöyle : kaburga dolması 25 TL , diğer kebaplar 15-18 TL arasında.

Hanımağa Kaburga Sofrası
Cevizlidere Cad. No:25/A
Balgat  Ankara
Telefon : 312 - 472 11 33

5 Ocak 2011 Çarşamba

BARCELONA - II by NİLAY GİRAY

Tapaslarıyla meşhur Barcelona`da en son Tapas 24 adlı mekanda bırakmıştım siz okurlarla paylaşımımı. Barcelona’da yeme ve içme denince akla gelen en önemli faktörlerden biri de deniz mahsulleri olmalı. Güneşli bir Barcelona gününe merhaba derken otelde kahvaltımızı alıp düştük yollara yine. İstanbul‘un İstiklal caddesi ayarındaki La Ramblas caddesi üzerinde Royal Ramblas otelinden ayrılırken bir dahaki gelişimizde yine bu oteli tercih edeceğimizi biliyordum artık. Plaça Catalunya’ya yakınlığı , metro istasyonunun dibinde olması , sahile yakınlığı ve Old City’nin hemen yakınında olması nedeniyle Royal Ramblas’ı Barcelona’ya gidecek olanlara şiddetle tavsiye ediyorum.
Barcelona‘ya gelmişken limana inip ünlü Christoph Colomb heykelini görmeden ve bir resim çektirmeden olmaz. Heykelin hemen karşısında Port Velle’i göreceksiniz. Burada vapur sefası yapmadan , Barcelona kıyılarını görmeden , vapurda akordeon tınıları eşliğinde keyif yapmadan olmaz. 

Ve tabii ki Mare Magnum! Deniz kıyısında çok  büyük olmayan ama ihtiva ettiği markalarla alışveriş ihtiyacınızı temin edebileceğiniz , günün yorgunluğunu Starbucks’ta bir kahve keyfiyle ve şirin cafelerinde sangria içerek atabileceğiniz bir alışveriş merkezi. Pazar günleri koca Barcelona’da açık nadir mekanlardan. Havanın günlük güneşlik ve sıcak olması da işimize yaradı ve Mare Magnum’da harika bir gün geçirdik. Tam 4 saatlik liman keyfinden sonra istikamet L`aquarium-Barcelona. Tüm deniz canlılarını seyrederken büyüleniyor , fotoğraflar çekiyoruz. Benim favorim deniz atıJ Çıkışta resmimizi de alıyor ve acıkan karınlarımıza muhteşem bir ziyafet çekmek üzere Port Olympic’in yolunu tutuyoruz. Barcelona’da taksi çok ucuz. Her ne kadar metroda temin ettiğimiz T-10 biletleri 6 günlük gezimizde her yere kolaylıkla ulaşmamızı sağladıysa da bir de taksi tecrübesi edinmek istiyoruz.



Geleneksel İspanyolların tersine taksi şoförü İngilizce biliyor. Şaşkınlığımızı üzerimizden atıyor ve koyu bir sohbete dalıyoruz taksi şoförü amcayla. Bize Port Olympic’te en meşhur deniz mahsülleri restoranının Barca Del Salamanca olduğunu söylüyor ve şiddetle tavsiye ediyor. Bıyık altından gülüyorum çünkü daha Barcelona’ya adım atmadan Türkiye’de online rezervasyonumuzu yaptırmışım bu şirin restorana. Ve nihayet Port Olympic. Eşsiz bir manzara. Büyük bir liman , yatlar , sağlı sollu cafeler ve restoranlar , uçuşan martılar… Rüyada gibiyim. Barca del Salamanca bütçenizi zorlamayacak , en güzel paellaları yiyebileceğiniz , cavasına hayran olacağınız bir restoran. İçerideki ayaklı şömine , duvarlardaki şirin tablolar , masaların üstüne attıkları örtüler ve dekor insanın içini ısıtıyor. Garsonumuza yaydığım enerji tüm akşam muhteşem bir servis , ilgi ve alakayla karşılaşmamıza sebep oluyor. Masaya önce cava , domatesli ekmek ve zeytin geliyor. Zeytin lezzetsiz. Memleketimin canım zeytinleri ile kıyaslanamaz bile.Domatesli ekmek bana göre lezzetli bir tapas değil. Ama ardından gelen yeşil küçük kızarmış biberler kendimden geçmeme neden oluyor. Bütün bir tabağı şaşkın bakışlar karşısında silip süpürüyorum. Sırada lobster grill var. Hayatımda yediğim en leziz istakozlar… Ve finalde deniz ürünleri paella. Biraz tuzlu olmasına rağmen içinde bir tek babamın eksik olduğu bu şahane yemeği tadını çıkararak yiyoruz. Kahve ve tatlılara sıra geldiğinde çatlamak üzere olduğumuz halde cavaların rehavetini üzerimizden atmak üzere garsonumuzun ikramını kıramıyor ve bu ikramı da alıyoruz. Otele vardığımızda kırmızı başlıklı kız masalında babaanne kılığına girip babaanneyi yutan kurt gibiyim. Bir yanda cavaların kahveye rağmen ayıltamadığı rehavet hali , bir yanda şişmiş midelerimiz ve yorgun bünyelerimiz , bizi direkt yatağa yönlendiriyor.
                      








Ertesi gün istikamet Cafe Zurich. Otel konaklamamıza kahvaltı dahil değil. Buna rağmen sabahları kahvaltımızı otelde aldık. Ama bugün farklı bir lezzet noktası keşfedelim diyoruz ve otelimizin hemen yakınında Plaça Catalunya’da  Cafe Zurich’e atıyoruz kendimizi. Filtre kahve ve sandviç iyi geliyor.

Karınlar da doyduğuna göre Bus touristic’le yorulmadan şehri baştan sona keşfedebiliriz. Tüm gezi boyunca kulağımızda kulaklıklarımız rehberimizi dinlerken , elimizde kameralar bir yandan da fotoğraf çekiyoruz. Meşhur Barca stadyumu Nou Camp , üniversiteler bölgesi , Tibidabo tren istasyonu dahil her yere gidiyoruz. Aklım Tibidabo’da kalıyor ama zaman az ve akşam olmak üzere. Son gecemizden bir önceki gecede bu kez Hard Rock Cafe’ye gidiyoruz. Kapıdaki güzel kızlara isminizi yazdırmanız ve 10 dakika kadar beklemeniz yeterli. Tüm günün yorgunluğunu güzel bir kokteylle ve fajitas’la taçlandırmak istiyorum. Hurricane kokteylle gelen bardak hediye. Çocuklar gibi seviniyorum çünkü yıllardır tüm yurt dışı seyahatlerimde gittiğim yerlerde Hard Rock bardaklarını toplamak gibi bir alışkanlığım var. Yemek öncesi aperatifimiz , İspanyolca deyişle tapasımız Nachos! Cips , eritilmiş cheddar peynir , Meksika fasulyesi , avokado ve domates sosla kombine edilmiş bu ara sıcak benim vazgeçilmezimdir. Hard Rock Barcelona’daki de oldukça lezzetliydi. Ve nihayet fajita! Yediğim combo fajitas olağanüstü. Karides tavuk ve et karışımı yemek , tortilla ekmekleri ( bildiğimiz yufka ekmeği) ve soslarla masamıza geliyor. Meksika mutfağının en meşhur yemeği olan fajitas’ı Ankara’da maalesef çok iyi yapabilen bir restorana şimdiye dek rastlamadım….Fajitas’ın yanı sıra istediğimiz iyi pişmiş Newyork Steak ve mash patatoes ( patates püresi) fajitas kadar lezzetli değil ama idare eder. Restorandan çıkmadan oğlum için Hard Rock Cafe t-shirtlerinden alıp oradan ayrılıyoruz.



Ve son gün… Tarihi yerler , müzeler , kiliseler gezildi.Ama aklımda kalan son bir yer daha var. Chocolate museum. El Triumph anıtının hemen yakınındaki müzeye kahvaltı sonrası yollanıyoruz. Güzergahtaki El Triumph anıtını da fotoğrafladıktan sonra çikolata müzesinde çikolatadan yapılmış biletlerimizi de alıyor ve müzeyi geziyoruz. Bir yandan çikolata biletleri keyifle yerken , öte yandan çikolatadan yapılmış eserleri incelemek gerçekten çok zevkli. Müze gezisi bittikten sonra bu kez istikamet Old City. Dar sokaklardan geçerken bambaşka bir dünyada hissediyorum kendimi. Tarihi apartmanların eski ve salaş görüntüsü , balkonlardan sarkan çamaşırlar , sokak kedileri ve daracık sokakları arşınlayan turist kafileleri renkli bir cümbüş havası veriyor Old City’ye. Meşhur Barcelona çeşmesi de Old City’de. Rivayete göre çeşmeden bir kez su içen bir daha gelirmiş Barcelona’ya. Ben kana kana içiyorumJ






Ve ardından kendimizi yol üzerindeki Picasso’nun cafesine atıyoruz , 4 Cats. Picasso ve arkadaşlarının gençliğinde pek çok kez uğradıkları bu cafede latte ve profiterol keyfi yaptıktan sonra resim çekmeyi de ihmal etmiyor ve vedalaşıyorum Picasso ile. Yol üstünde harika tapas barlar var. İşte birkaç tanesinin resmi . Kendimizi içeri atmamak için zor tutuyoruz ama daha görülecek yerler var. Hevesimizi daha sonraya saklıyoruz. Yeni durağımız Santa Maria Del Mar kilisesi. Kilise ve meydanın resimlerini çekip inceledikten sonra dondurma krizimiz tutuyor ve meşhur Farggi’ye dalıyoruz. Bir yandan şehrin tarihi dokusuyla bütünleşen cıvıl cıvıl insanları seyrediyor , bir yandan da akşam için Bask mutfağını test etmek üzere planlar yapıyoruz. . Gideceğimiz lokantanın adı Orio.

                                       



Midemizi ve ayaklarımızı dinlendirmek üzere otele birkaç saatliğine dönüş yapıyor ve akşam Orio’yu bulmak üzere yola çıkıyoruz. Acaba restoranı bulabilecek miyiz? Old City’de dar ve birbiriyle ilintili sokaklar insanı şaşkına çeviriyor. Ama sevgili okurlar gözlemci yazarınız ben , elimle koymuş gibi buluyorum Orio'yuJ  Çünkü bana göre bir şehri keşfetmek demek o şehirle bütünleşmek demek. Turistik geziler yaparken  ülkeleri sade bir gezginin gözüyle değil orada yaşayan bir şehirli gibi keşfetmek lazım. Orio’da yediğimiz çeşit çeşit minik kanepeler ( havyarlı,zeytinli,peynirli, ve domuzlu) aklımızı başımızdan alıyor. Yediğiniz kanepelerin sayısı  kanepelerin üzerinde bulunan kürdanlara göre hesaplanıyor. Sakın kürdanları atmayın , garsona mahçup olmak var işin içinde…

Kahve ve tatlı için sıra Cafe de l'Opera'da. Ramblas caddesi üzerinde muhteşem bir patisserie. Dekor , ambians ve garsonların misafirperverliği harika.
Tahmin ettiğiniz üzere 6 günlük Barcelona gezimizde hem yedim , hem  içtim , hem kilo aldım ve çatladım , hem de harika vakit geçirdim. Bu şehre doyamadım.. Gelecek yıllarda bir yaz mutlaka yeniden gitmek ve bu kez yakın adaları keşfetmek istiyorum. İbiza ve Mallorca gemi ile sadece 3.5 saatJ Sevgili okurlar Barcelona’yı görmeden yaşamış sayılmazsınız. İmkanı olan herkese bu büyülü şehri görmesini tavsiye ederek yazımı burada sonlandırıyorum. Bir başka gezide Sevgili Oburcan’ın blogunda yine görüşmek üzereJ 

ShareThis

Related Posts with Thumbnails